<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; sohbet</title>
	<atom:link href="http://www.sefaat.com/radyo/tag/sohbet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sefaat.com/radyo</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Jun 2010 21:20:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>‘ALLAH HEPİNİZİ AFFETTİ!’</title>
		<link>http://www.sefaat.com/radyo/%e2%80%98allah-hepinizi-affetti%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.sefaat.com/radyo/%e2%80%98allah-hepinizi-affetti%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aciz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[af]]></category>
		<category><![CDATA[evliya]]></category>
		<category><![CDATA[magfiret]]></category>
		<category><![CDATA[mürşid]]></category>
		<category><![CDATA[rical]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sefaat.com/radyo/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[Seher vakti Allah’a yalvaranlar
Allahu Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (En&#8217;am; 103)
Kulun Allahu Zülcelal&#8217;in katındaki ecir ve sevaplara niyeti, sıdkı ve muradı ne kadarsa Allahu Zülcelâl bunların hepsini bilir. Allahu Zülcelal&#8217;in katındaki ecir ve sevapları, kendi şehvetlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Seher vakti Allah’a yalvaranlar</strong></div>
<p>Allahu Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” <em>(En&#8217;am; 103)</em></p>
<p>Kulun Allahu Zülcelal&#8217;in katındaki ecir ve sevaplara niyeti, sıdkı ve muradı ne kadarsa Allahu Zülcelâl bunların hepsini bilir. Allahu Zülcelal&#8217;in katındaki ecir ve sevapları, kendi şehvetlerine (arzularına) tercih eden kimseleri de bilir.</p>
<p>Zahiri azalarımızı, Allahu Zülcelal&#8217;e karşı düzelttiğimiz gibi kalbimizi de düzeltmemiz lazımdır. Allahu Zülcelâl kalbimize baktığı zaman: “Benim kulumun ecir ve sevaplara, Benim rızama karşı, aşk ve muhabbeti vardır. Kendi arzularından, şehvetlerinden daha fazla benim katımdaki ecir ve sevaplara âşıktır.” Diye görmesi lazımdır.<span id="more-460"></span></p>
<p>Allahu Zülcelâl, kulunun ta başından ayağına kadar, kendisine karşı doğru olmasını istiyor. Kalbin, dilin, ellerin, gözlerin, hem zahiri hem de manevi olarak, doğru ve sadık olması gerekmektedir. Bizim vücudumuz, Allahu Zülcelal&#8217;in malıdır. O vücudun, Allahu Zülcelal&#8217;e karşı hain olması da çok çirkin bir şeydir.</p>
<p>Allahu Zülcelâl, yolunda mallarını harcayan ve o seher vakitlerinde bağışlanma dileyenleri methetmiştir. <em>(bknz. Ali İmran; 17)</em></p>
<p>Seher vakitlerinde Allahu Zülcelal&#8217;e yalvarmak, Allahu Zülcelal&#8217;in katında çok makbuldür. Çünkü seher vakitleri, rahmetin yağma zamanıdır.<!--more--></p>
<p>Nafii rahmetullahi aleyh, şöyle anlatmıştır: “Abdullah bin Ömer radıyallahu anh, bütün gecelerini, namazla ve diğer ibadetlerle ihya ediyordu. Bana bir gece:</p>
<p>— Ya Nafi! Seher vakti geldi mi? Diye sordu.<br />
— Daha gelmedi, dediğimde, namaz kılmaya devam etti. Seher vaktinin girdiğini haber verdiğim zaman, hemen oturup istiğfar ve dua ile meşgul oldu.</p>
<p>Onlara hiç olmazsa denizden bir damla kadar bile olsun, mutabaatta bulunmamız, benzemeye çalışmamız lazımdır. Çünkü bu bizim için yegâne çaredir, kurtuluş yoludur.</p>
<p><strong>Salih olmak o kadar kolay ki!</strong></p>
<p>Öyle ameller vardır ki çok kolaydır ama onların mükâfatı dil ile anlatılamaz. O kadar çoktur. Bu amelleri yapmamak çok garibime gidiyor! Bunu da önce kendi şahsıma söylüyorum.</p>
<p>Şeddad bin Evs radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir gün Ashabı Kiram’la otururken:</p>
<p>— İçinizde garip (Yani, Ehli Kitap’tan kimse var mı?) Diye sordu. Ashabı kiram:<br />
— Hayır, Ya Resulellah! Aramızda öyle kimseler yoktur, dediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:<br />
— Kapıyı kapatın. Ellerinizi kaldırın ve hep beraber “la ilahe illallah” deyin, diye emretti. Ashabı Kiram, bir süre ellerini kaldırdılar. Bir süre sonra, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:<br />
— Ellerinizi indirin, dedi ve şöyle buyurdu:</p>
<p>“Ya Rabbi! Sana hamdü senalar olsun ki beni bu ‘la ilahe illallah’ kelimesiyle gönderdin ve bunu bana emrettin. Ve bana söz verdin, kim bunu söylerse ona cenneti nasip edeceğim, buyurdun. Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin.”</p>
<p>Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem daha sonra şöyle buyurdu:<br />
— Sevinmez misiniz? Allah sizin hepinizi affetti! <em>(Ahmed bin Hanbel)</em></p>
<p>Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin, Ashabı Kiram’a yaptırdığı bu amel, kolay ve mükâfatı da ne kadar büyüktür. Allahu Zülcelâl onunla cenneti verir, onunla ne kadar günah olursa olsun, af ve mağfiret eder.</p>
<p>Şunu hepimiz bilmeliyiz ki insan hatalarla ve günahlarla iç içe olduğu zaman, Allahu Zülcelal&#8217;e karşı terbiyesini kaybetmiş olur. Fakat zikirle, ibadetle, hizmetle, insana Allahu Zülcelal&#8217;e karşı terbiye duygusu gelir.<br />
<strong><br />
‘Başka Rab bulsun!’</strong></p>
<p>Rivayet edildiğine göre, Benî İsrail zamanında bir adam, Musa aleyhisselama gelerek:<br />
— Ya Musa! Sen Rabbinle münacaata gidiyorsun. Ona söyle, rızkını bana vermesin! Dedi. Musa aleyhisselam, Allahu Zülcelâl’e münacaatta bulunarak:</p>
<p>— Ya Rabbi! Onu Sen yarattın. Filan kulunun ne dediğini biliyorsun, dedi. Allahu Zülcelâl buyurdu ki:<br />
— Evet, Ya Musa! Biliyorum. Git ona de ki: ‘Eğer Ben&#8217;den başka bir Rab istiyorsa Benim göklerimi ve yerimi terk etsin. Gitsin kendisine başka bir Rab bulsun.’ Ya Musa! Ben rızkımı hiç kimseden, öldüğü güne kadar kesmem, ona söyle!</p>
<p>Allahu Zülcelâl, işte böyle halimdir, sabırlıdır. Kâfirlere dünyadaki rızklarını daha fazla verir ve onlara zaman tanır. Fakat kıyamet gününde “şedidü&#8217;l ikab”dır, şiddetle cezalandırıcıdır.</p>
<p>Musa aleyhisselam, Allahu Zülcelâl’e münacaatta bulunduktan sonra, geriye döndü ve adama dedi ki:</p>
<p>— Allahu Zülcelâl buyuruyor ki: “Eğer beni Rab olarak kabul etmiyor ve Benim rızkımı istemiyorsa Benim göğümü ve yerimi terk etsin. Gitsin kendisine başka bir Rab bulsun. Ben, hiçbir kulumun rızkını ölünceye kadar kesmem.”</p>
<p>Adam, Allahu Zülcelal&#8217;in bu rahmetini, şefkat ve merhametini düşününce bayıldı. Kendine gelince dedi ki:<br />
“Evet, Ya Rabbi! Sen Sensin. Bense Senin zayıf bir kulunum. Ben tövbe ediyorum.”</p>
<p>Bu şekilde tövbe edip Allahu Zülcelal&#8217;e yöneldi. Ve ibadet etmeye başladı.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td> </td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Niyeti hayır olanın ameli bol olur!</strong></p>
<p>Ashabı Kiram, amel yapmayı birbirlerine öğrettikleri gibi niyeti de birbirlerine öğretiyorlardı. Niyetsiz amel olmaz. Onun için bazı insanlar, bir Evliyanın yanına gelerek:</p>
<p>— Bize öyle bir şeyler söyleyin ki devamlı olarak onu yapmakla amelin içinde olalım, demişler. O Evliya onlara şöyle cevap vermiş:<br />
— Daima hayrı niyet edin. Daima hayırlı olan işlere niyetli olduğunuz zaman, sanki devamlı olarak amel yapıyor gibi olursunuz.</p>
<p>Bir kimse namazın içine girip iki, üç, dört rekât namaz kıldıktan sonra namazdan çıkınca amel kesilmiş olur. Fakat daima: “Ben hayırlı olan işleri yapmaya niyetliyim.” dediği zaman, sabahtan akşama kadar amelin içinde kalmış olur.</p>
<p>İşte bakın! Ne kadar güzel bir şeydir. Bu amel hiç bitmez…</p>
<p>Sabahleyin uyandığımız zaman: “Ya Rabbi! Senin rızana sebep olacak salih amelleri, hayırlı olan işleri yapmaya niyetliyim. Günah ve hata gibi şer olan işlerden sana sığınırım, bunları yapmamaya da niyetliyim.” Dediğimiz zaman, sabahtan akşama kadar amel yapıyor gibi Allahu Zülcelâl bize sevap yazacaktır, inşaallah!</p>
<p>Bu şekilde, insan hiç amel yapmadan, amel sahibi olur. Fakat Allahu Zülcelâl o kimsenin kalbine baktığı zaman, orada: “Benim önüme akşama kadar ne kadar hayırlı amel çıkarsa yapacağım.” diye bir niyeti görmesi lazımdır. Zaten niyet kalp ile olur.</p>
<p>Ebuleys Semerkandi şöyle demiştir: “Bir kişi sevaba niyetli olduğu zaman, o sevabı yapmasa dahi, Allahu Zülcelâl onun niyetini kabul eder. Bazı kişiler de amellerini niyetsiz olarak yaptıkları için onların eline bir sevap geçmez.”</p>
<p>Allahu Zülcelâl, bir kul gibi değildir ki O&#8217;nu aldatabilelim. Allahu Zülcelâl, insanın kalbine muttali olduğu için orayı daima Allahu Zülcelal’e karşı samimi yapmamız lazımdır.</p>
<p>Melekler, insanın sadece ameline şahit oldukları için kul ne yaparsa onu yazıp Allah&#8217;ın huzuruna götürürler. Fakat Allahu Zülcelâl insanın kalbine muttali olduğu için onun niyetini bilir ve o niyete göre amelleri kabul eder veya kabul etmez. Buna çok dikkat etmek lazımdır.</p>
<p><strong>Müminin murakabesi nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Allahu Zülcelâl ile murakabeli olmak demek; O&#8217;ndan gafil kalmamaktır. Mesela, bir kişi yabancı kadına baktığı zaman, mutlaka Allahu Zülcelal&#8217;den gafil kalır.</p>
<p>Anlatıldığına göre, bir adam tenha bir yerde bir kadına rastladı ve ona kötü muamelede bulunmak istedi. Kadın ona:<br />
— Sen utanmıyor musun? diye sordu. Adam:<br />
— Kimden utanayım. Burada yıldızlardan başka hiç kimse yoktur, dedi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi:<br />
— Peki! Beni, seni ve yıldızları yaratan nerededir?&#8230;</p>
<p>İşte bakın! Kadın, Allahu Zülcelâl ile nasıl murakabeli ve huzurlu idi. Onun bu sözü üzerine adam titremeye başladı. Allahu Zülcelal&#8217;den korkup tövbe etti ve ibadetle meşgul olmaya başladı.</p>
<p>Yine bir zat, Mekke-i Mükerreme&#8217;de iken, bir kadın ona kötülük yapmak istedi. Tabi insanlar o anda tavaf yapıyorlardı. Etraf çok kalabalıktı. Adam kadına:<br />
— Gel, ihtiyacın ne ise gör, dedi. Kadın:<br />
— Bu kadar insanın içinde, Allahu Zülcelal&#8217;in evinde nasıl olur? Deyince, adam kadına şöyle dedi:<br />
— Ey gafil! Bütün bunları Allahu Zülcelâl, yaratmıştır. Sen Halık&#8217;tan hayâ etmiyorsun da mahlûkattan mı hayâ ediyorsun? Onların Rabbi her yerdedir. Burası “Allah&#8217;ın evidir” diyorsun. Allah&#8217;tan korkmuyorsun da evden korkuyorsun!</p>
<p>Böyle söyleyince kadın titremeye başladı ve evine dönerek ölünceye kadar ibadetle meşgul oldu. İşte, Allahu Zülcelâl ile murakabeli olmak, huzurlu olmak, insan için böyle menfaatlidir.</p>
<p>Süleyman Dârânî şöyle demiştir:<br />
— Kim nefsinde bir kıymet görürse o Allahu Zülcelal&#8217;in (dinine) hizmetinin tadını daha bulamamış demektir. Böyle devam ettikçe de bulamaz.</p>
<p>Dünyada Allahu Zülcelal&#8217;den gafil kalmamanın ve ahiret için amel yapmanın çaresi hususunda, yine Süleyman Dârânî şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Gözlerinize ağlamak adet olsun. Ve kalbiniz de tefekkür sahibi olsun. Kim dünyada kendi nefsi ile meşgul olursa ahirette de kendi nefsi ile meşgul olur. Kim de dünyada Rabbi ile meşgul olursa ahirette de Rabbi ile meşgul olur.”</p>
<p>Bunun manası şudur: Dünyada iken, “Ben nefsime şu yemeği yedireyim, uyuyayım, gidip oyun oynayayım, malayani sohbet edeyim.” gibi daima nefsimizin arzularıyla meşgul olursak, kıyamet gününde de cehennem ateşine girince: “Aman! Nefsim, nefsim! Yandım!” diyerek, daima nefsimizle meşgul oluruz.</p>
<p>Ama dünyada daima Rabbimizle meşgul olursak, O&#8217;nun zikriyle, ibadetiyle, hizmetiyle meşgul olursak, aklımızda hep O olursa kıyamet gününde de Allahu Zülcelâl, kendi cemalini, inşaallah bize de gösterecektir. Orada da daima onunla meşgul oluruz ve kendi nefsimizi hiç görmeyiz, Allahu Zülcelâl ile huzur buluruz.</p>
<p>Allahu Zülcelâl, kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin.<em> (Âmin)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sefaat.com/radyo/%e2%80%98allah-hepinizi-affetti%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIYAMET SAHNELERİ</title>
		<link>http://www.sefaat.com/radyo/kiyamet-sahneleri/</link>
		<comments>http://www.sefaat.com/radyo/kiyamet-sahneleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aciz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[menzil]]></category>
		<category><![CDATA[seyda]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sefaat.com/radyo/?p=443</guid>
		<description><![CDATA[Kıyamet gününden sahneler
Allah-u Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, onlardan her birinin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese; 34–37)
Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle anlatmıştır: “Bir gün Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e:
— Kıyamet günü seven, sevgilisini hatırlar mı? Diye sordum. Bana şöyle cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kıyamet gününden sahneler</strong></p>
<p>Allah-u Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, onlardan her birinin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” <em>(Abese; 34–37)</em></p>
<p>Hz. Aişe <em>(radıyallahu anha)</em> şöyle anlatmıştır: “Bir gün Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em>’e:<br />
— Kıyamet günü seven, sevgilisini hatırlar mı? Diye sordum. Bana şöyle cevap verdi:</p>
<p>— Allah’a yemin ederim ki, şu üç durumda hayır: Birincisi, ameller terazide tartılırken; ikincisi, amel defterleri uçuşup da acaba sağdan mı, yoksa soldan mı verileceği belli olacağı sırada; Üçüncüsü, sırat köprüsü geçilirken herkes kendi canını düşünür. <em>(Ebu Davud)</em><br />
<span id="more-443"></span><br />
Enes (radıyallahu anh) şöyle nakletmiştir: “Bir gün, Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em> ile birlikte otururken, mübarek gözlerinden yaş aktığını gördük. Bunu gören Hz. Ömer <em>(ra)</em>:</p>
<p>— Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bir şeye mi kederlendin? Diye sordu. Hz. Peygamber şöyle cevap verdi:<br />
— Mahşer gününde iki adam gözlerimin önünde belirdi. Bunlardan biri ötekisinin yakasına yapışıp onu Allahu Zülcelal’e şikâyet etti ve şöyle dedi:</p>
<p>— Allah&#8217;ım benim hakkımı bu kardeşimden al. Allahu Zülcelal, ötekine:<br />
— Kardeşinin hakkını ver, dedi. Adam:<br />
— Allah&#8217;ım! Bildiğin gibi, sevabım kalmadı. Ben ona ne vereyim? Dedi. Allahu Zülcelâl, şikâyetçi olana:<br />
— Bak işte, kardeşinin sevabı kalmamıştır. Sana ne versin? Dedi. Adam:<br />
— Allah&#8217;ım sevabı kalmamışsa, benim günahlarımı alsın, dedi. Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em> bunları anlattıktan sonra şunu söyledi:<br />
— O gün öyle bir gündür ki, kişi kurtulmak için kardeşini feda etmekten çekinmez.” <em>(Hâkim, İbn Ebi&#8217;d-Dünya)</em></p>
<p>Ahmed bin Harb <em>(rahmetullahi aleyh)</em> şöyle demiştir: “Kıyamet gününde insanlar üç gurup olarak (dirilip mahşer yerine) gönderilecekler:</p>
<p>1- Bir gurup, güzel ve salih amellerden dolayı zenginler olarak,<br />
2- Bir gurup, güzel amellerden fakir ve yoksun olarak,<br />
3- Bir gurup, zengin olarak (mahşer yerine) gelecek de sonra, halkın hakları(nı almaları) yüzünden, iflas etmiş vaziyette bulunacaklardır.</p>
<p>Sahabelerden İkrime <em>(radıyallahu anh)</em> şöyle anlatmıştır: “Kıyamet günü ana-baba, evladını yakalayarak kendisine:</p>
<p>— Yavrum! Ben dünyada senin anan/babandım. Şimdi görmüş olduğun sıkıntılı durumu atlatabilmek için senin sevaplarının birazına ihtiyacım var, diyerek, onu çeşitli sözlerle över. Buna rağmen evlat:<br />
— Ben de kendi hesabıma, senin korktuğun akıbetten korktuğum için sana hiçbir şey veremem, der.</p>
<p>Bunun üzerine kul, hanımına başvurarak kendisine:<br />
— Ey falancanın kızı! Ben senin dünyada kocandım, der ve ona hoşuna gidecek çeşitli sözler söyledikten sonra:</p>
<p>— Şimdi senden, görmüş olduğun şu sıkıntılı dönemi atlatabilmek için bana bir sevap hediye etmeni istiyorum, der. Fakat hanımından şöyle cevap alır:<br />
— Hayır veremem. Çünkü senin korktuğun akıbetten ben de aynı şekilde kendi hesabıma korkuyorum.</p>
<p>Nitekim Allahu Zülcelâl bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için başkalarını çağırsa onun yükünden hiçbir şey alınıp taşınmaz. Akrabası dahi olsa kimse onun yükünü taşımaz…” <em>(Fatır; 18)</em></p>
<p>Kıyamet günü bir de dünyada yapılan zulüm ve haksızlıkların hak sahiplerine iadesi vardır. Bu korku dolu günde, kimileri dağlar kadar sevaplarla gelir. Fakat bu sevaplar alınır ve hak sahiplerine hakları nispetinde verilir.</p>
<p>Nitekim Ebu Hureyre <em>(radıyallahu anh)</em>’dan rivayetle Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em> şöyle buyurmuştur:</p>
<p>— Bilir misiniz? Müflis kimdir? Ashab-ı kiram:<br />
— Para, yiyecek, içecek ve giyecekten bir şeyi bulunmayan kimse müflistir, dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi ve sellem)</em> şöyle buyurdu:</p>
<p>— Ümmetimden müflis olan o kimsedir ki; Kıyamet günü namazı, orucu ve zekatı olduğu halde gelir. Ancak birine küfretmiş, diğerinin kanını dökmüş, bir diğerinin de malını yemiştir. Hasenatı, buna, öbürüne, diğerine dağıtılır. Üzerindeki borçlar bitmeden hasenatı tükenmişse öbürlerinin günahlarından alınır, üzerine yüklenir ve böylece ateşe atılır. <em>(Müslim)</em></p>
<p><strong>Allah’ın huzurunda hesap!</strong></p>
<p>Şöyle rivayet edilmiştir: “Allah&#8217;ın bir meleği vardır. Onun iki gözünün arası yüz bin senelik mesafe kadardır. İşte, bu gibi melekler, sana şahitlik ettiği ve seni alıp da hesap makamına getirdikleri zaman, senin azaların, mafsalların titreyecek ve öyle bir korku içine gireceksin ki, “Keşke beni bu kabih (çirkin) günahlarla Rabbimin huzuruna götürmeselerdi” diyeceksin.</p>
<p>Seni bu şekilde Rahman&#8217;ın Arş’ına götürecekler ve seni Allah&#8217;ın huzurunda bırakacaklar. Allahu Zülcelâl büyüklüğü ve azametiyle seni çağıracak ve “Bana yaklaş” diyecek. Sen Allah&#8217;a korkulu bir kalple ve zelil bir halle yaklaşacaksın. Senin kitabın, ne büyük ne de küçük, hesaplanmamış bir şey kalmamış olarak senin eline verilecek.</p>
<p>Acaba ne yüzle Allahu Zülcelal&#8217;in huzurunda duracağız ve hangi dille O&#8217;na cevap vereceğiz? Ve “Sen benden hayâ etmedin mi?” dediği zaman, hangi kalple düşünüp O&#8217;na cevap vereceğiz?</p>
<p>Hülasa çeşit çeşit hesap vardır. Kolayı var, zoru var, gizlisi var, aşikârı var. Allah&#8217;ın kulları Arasat Meydanı’nda toplandığı zaman, Allah onların hesaplarını irade edince (görmek, bitirmek isteyince) onların defterleri kar tanelerinin dağılıp uçtuğu gibi insanlara verilecektir.</p>
<p>Kıyamet gününde insanın sevabı ile günahı birbirine eşit geldiğinde, bir zerre sevapla cennete girebilir, bir zerre günahla da cehenneme girebilir. İşte o zaman, insan zerre kadar bir salih ameli dahi arayacaktır. O gün gelmeden, daha bu dünyada iken, salih amel işleyelim.</p>
<p>Allahu Zülcelâl Âdem Aleyhisselam&#8217;a:<br />
— Ya Âdem! Senin evlatlarından kimin sevabı zerre kadar ağır gelirse onu cennete, kimin de günahı zerre kadar ağır gelirse onu da cehenneme yollayacağım, buyurmuştur.</p>
<p>Allahu Zülcelâl diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere, illa oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine katî olarak aldığı, kaza ettiği (vaat ettiği bir şey)’dir. Sonra, takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” <em>(Meryem; 71-72)</em></p>
<p><strong>Amellere göre Sırat Köprüsü</strong></p>
<p>Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em> hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan Peygamber benim. O gün, Peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: ‘Allah&#8217;ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!’ diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı, hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.” <em>(Buhari, Müslim)</em></p>
<p>Sırat köprüsü, mahşer gününde cehennem üzerine kurulan köprüdür. Dünyadaki köprüler sabit ve herkes için aynı olmalarına karşın, ahiretteki bu köprü, kişilere ve onların amellerine göre değişecektir.</p>
<p>Çünkü o, takva sahipleri için en güvenli köprü durumundadır. Fısk ve fücur ehli için ise hadisi şerifte ifade edildiği gibi: “Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” <em>(Ahmed bin Hanbel, Beyhaki) </em></p>
<p>Hâkim şöyle rivayet etmiştir: “Bir de sıratta, cehennemin üzerine kurulunca pek çok çengel ve dikenler kulun vücuduna takılır, parçalar, tırmalar. Allah dilediği kimseleri orada alıkor. Kişi kurtulup kurtulamayacağını öğreninceye kadar, kimseyi hatırlamaz.” <em>(Hâkim)</em></p>
<p>Mademki bu olaylar bizim önümüzdedir öyle ise her insanın bunu düşünmesi gerekir. Bu olayları bize unutturan ve gaflete sürükleyen, dünyanın ve nefsin hevasıdır. Bu olayları yüz akıyla atlatmak için hepimiz mümin kardeşler olarak el ele verip Allahu Zülcelal&#8217;in ibadetinde bulunmamız gerekir. Daha ziyadesi O&#8217;nun rahmetine sığınmamız gerekir.</p>
<p>Kendimizi beğenmeyelim</p>
<p>Ashabı Kiram’dan veya bizden önceki seleflerden birisi kabirden başını kaldırıp bizlere baksa herhalde: “Bunlar müslüman değildir.” diyeceklerdir.</p>
<p>İşte bizim halimiz böyledir. Onun için kendimizi beğenmeyip daima kendimizi alçak görelim. Çünkü kibir, kâfirler ile firavunların, buna karşılık alçakgönüllülük de Peygamberler ile salihlerin huylarındandır.</p>
<p>Bilindiği gibi Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em>&#8216;in en bariz özelliklerinden biri alçak gönüllülüktü. Ayrıca, bizden önceki Evliyalar, alçak gönüllülüğü benimsediklerine göre, bizim de onlara uymamız, onları örnek edinmemiz gerekir.</p>
<p>Hepimiz el ele verelim ve büyük Evliyalardan daha ziyade, mümin kardeşlerimizden dua isteyelim. Çünkü önümüzdeki olay çok büyük bir olaydır. Böyle basit görmememiz gerekir.</p>
<p>Allahu Zülcelal&#8217;den bahsetmek vahyin bereketidir. Hz. Peygamber <em>(sallallahu aleyhi vesellem)</em> aramızdan ayrıldıktan sonra, Cebrail Aleyhisselam artık vahiy getirmiyor.</p>
<p>Az önce söylediğimiz gibi daima birbirimize nasihatte bulunduğumuz zaman, vahyin bereketi yeryüzünde kalmış olur. Böyle davranmadığımız zaman, vahyin bereketi de yeryüzünden kalkar.</p>
<p><strong>Düşmanımızı iyi tanıyalım</strong></p>
<p>İnsanın, kendi nefsinin doktoru olması lazımdır. İnsan manen hasta olduğu zaman, en az hastalığını hissedecek kadar onun şuurunda olması gerekir.</p>
<p>Şimdi, hepimiz düşünelim! Karanlık, tenha bir yerde, yırtıcı hayvanlar bir insanın etrafını sarmış olsa bu insan, yırtıcı hayvanların zararından kendini nasıl koruyabilir? İnsan, ancak güneşin aydınlığıyla, yırtıcı hayvanları görerek kendini muhafaza edebilir.</p>
<p>Şeytan, nefis ve dünya, yırtıcı hayvanların karanlık bir gecede insana hücum ettiği gibi bizlere hücum ediyor. Eğer bizler, bunları gözümüzle görmezsek, o zaman bizi helak edeceklerdir. Buradaki gözün görmesinden maksat; kalben ve ruhen düşünüp tefekkür etmektir.</p>
<p>Kalp zulmetli olup kapalı kaldığı zaman, kendisine zarar gelecek yerleri bilemez. Nasıl karanlık bir yerde, insanın gözü görmüyor ise manevi olarak da zarar gelecek yerleri göremez. Bu gibi zararları görmesi için insana aydınlık lazımdır. Buradaki aydınlıktan maksat, ilimdir. Çünkü insan, kendisine zararlı ve kârlı olan işleri ancak ilim ile bilebilir.</p>
<p>Manen zararlı olan kibir, ucub ve nefsin diğer kötü ahlakları, yırtıcı hayvanlar gibidir. Nasıl, yırtıcı hayvanlar insanı helak ediyorsa bunlar da insanı manevi yönden helak eder.</p>
<p>Peki, bu helak olmak nasıldır? Bu insan; namaz kılmaz, zikir yapmaz, çeşit çeşit günahlar işler, şeytan onu aldatmak suretiyle: “Bunlar bir şey değildir!” diye vesvese vererek onu kandırır, oyalar. Aradan aylar seneler geçer, daha sonra, sayı ile verilen ömür de biter. Ömür bittikten sonra da o kimse ebediyyen helak olur.</p>
<p>Görüyoruz ki ağır hastalıklara müptela olan kimseler, hemen tövbeye sığınarak dua istemeye geliyor. İşte insan, daha dünyada iken pişman oluyor. “Niçin zamanında tedbirli olmadım, tedavi olmadım!” diye. Aynen bunun gibi manevi hastalıklara yakalanan kimselerin de bu hastalıklarının çaresini araması lazımdır. Onun için aklımızı başımıza almamız lazımdır.</p>
<p><strong>Bir tavsiye</strong></p>
<p>Bu konuda sizlere tavsiyem şudur ki, Allahu Zülcelal&#8217;e çok yalvaralım. Kendimizi O&#8217;nun huzuruna layık görmememiz lazım ki rahmeti üzerimize gelsin. Allahu Zülcelâl, tevazu ve alçak gönüllülüğü çok sever.</p>
<p>İşte insan, Allahu Zülcelal&#8217;e karşı daima başı eğik olmalıdır. Allah&#8217;ın rahmeti, tevazu sahibi insanların üzerine yağmur gibi yağar. Sadatı Kiram&#8217;ın meşrebi de böyledir. İnsan, Allahu Zülcelal&#8217;e ve mümin kardeşlerine karşı ne kadar tevazulu ve alçak gönüllü olursa Allah&#8217;ın rahmeti de o kişiye, o kadar fazla gelir.</p>
<p>Ölünceye kadar, insanın hatasını bilmeyip gafil kalması ne büyük felakettir. Bundan daha zararlı bir şey yeryüzünde yoktur. Onun için bu gibi oyunlara ve manevi hastalıklara karşı şuurlu olmamız lazımdır. Bu hastalıklardan kendimizi muhafaza etmemiz gerekir.</p>
<p>Bu şekilde, daima birbirimize yardımcı olmak suretiyle, şeytan, nefis ve dünyayı düşman bilelim. Ölünceye kadar onlarla mücadelemize devam edelim.</p>
<p>Allahu Zülcelâl, kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin. <em>(Âmin)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sefaat.com/radyo/kiyamet-sahneleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
