Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
ilahiler-islami sohbet-ilahi indir-radyo-ilahi-islami resim-sefaat-radyo

Tema-Galerisi

kirmizi-guller-islamgul.jpg

Radyo Dinle

 RADYO CANLI-RADYO CANLI
Hz Omer PDF Yazdır e-Posta

 

 

 

 

Sahra tarafından yazıldı   
Cumartesi, 19 Aralık 2009 00:52

Ikinci Rasid Halife. Islami yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak icin Resulullah (s.a.s)'in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üc sene sonra Mekke'de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gabe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme'dir (bk. a.g.e., 145).
Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak kücüklügünde, babasina ait sürülere cobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. Ibrahim Hasan, Tarihul-Islam, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elcilik) görevi onun elindeydi. Bir savas cikmasi durumunda karsi tarafa elci olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda cikan anlasmazliklarin cözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyutî, Tarihul-Hulefa, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gabe, IV, 146). 


         
 
Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, islama karsi asiri tepki gösterenlerin arasinda yer almaktaydi. Sonunda o, dedelerinin dinini inkar eden ve tapindiklari putlara hakaret ederek insanlari onlardan yüz cevirmege cagiran Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye karar vermisti. Kilicini kusanarak, Peygamberi öldürmek icin harekete gecmis, ancak olayin gelisim sekli onun müslümanlarin arasina katilmasi sonucunu dogurmustu. Tarihcilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)'in müslüman olusu söyle gerceklesmisti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'i öldürmek icin onun bulundugu yere dogru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karsilasti. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittigini sordugunda o, Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye gittigini söylemisti. Nuaym, Ömer'in ne yapmak istedigini ögrenince ona, kizkardesi ve enistesinin yeni dine girmis oldugunu söyledi ve önce kendi ailesi ile ugrasmasi gerektigini bildirdi. Bunu ögrenen Ömer (r.a), öfkeyle enistesinin evine yöneldi. Kapiya geldiginde icerde Kur'an okunmaktaydi. Kapiyi calinca, icerdekiler okumayi kesip, Kur'an sayfalarini sakladilar. Iceri giren Ömer (r.a), enistesini dövmeye baslamis, araya giren kizkardesinin aldigi darbeden dolayi burnu kanamisti. Kizkardesinin ona, ne yaparsa yapsin dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararliligini bildirmesi üzerine, ona karsi merhamet duygulari kabarmaya baslamis ve okuduklari seyleri görmek istedigini söylemisti. Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada iman etti ve Resulullah (s.a.s)'in nerede oldugunu sordu. O siralarda müslümanlar, Safa tepesinin yaninda bulunan Erkam (r.a)'in evinde gizlice toplanip ibadet ediyorlardi. Resulullah (s.a.s)'in Daru'l-Erkam'da oldugunu ögrenen Ömer (r.a), dogruca oraya gitti. Kapiyi caldiginda gelenin Ömer oldugunu ögrenen sahabiler endiselenmeye basladilar. Zira Ömer silahlarini kusanmis oldugu halde kapinin önünde duruyordu. Hz. Hamza: .Bu Ömer'dir. Iyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eger kötü bir düsüncesi varsa, onu öldürmek bizim icin kolaydir. diyerek kapiyi actirdi. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'in iki yakasini tutarak; .Müslüman ol ya Ibn Hattab! Allahim ona hidayet ver!. dediginde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i sehadet getirerek iman ettigini acikladi (Ibn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-gabe, IV, 148-149; Suyutî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.). Rivayetlere göre Ömer (r.a)'in müslüman olusu, Resulullah (s.a.s)'in yapmis oldugu; Allahim! Islami Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hisam (Ebu Cehil) ile yücelt. seklinde bir duanin sonucu olarak gerceklesmisti (Ibnul-Hacer el-Askalanî, el-isabe fi Temyîzi's-Sahabe, Bagdat t.y., II, 518; Ibn Sa'd, ayni yer; Suyutî, a.g.e., 125).

Ömer (r.a), risaletin altinci yilinda müslüman olmustur. O, iman edenlerin arasina katildigi zaman müslümanlarin sayisi yetmis seksen kisi kadardi (Ibn Sa'd, ayni yer).

Mekkeli müsriklerin, gösterdigi zorbaca tepkiden dolayi müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kilamiyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardi. Ömer (r.a) müslüman olunca dogruca Beytullah'in yanina gitti ve müslüman oldugunu haykirdi. Orada bulunanlar siddetli tepki gösterdi. Ancak o, müsriklere karsi savasini sürdürerek onlarin, müslümanlara gösterdigi muhalefeti kirdi ve bir avuc müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu. Onun bu sekilde saflarina katilmasi müslümanlara büyük bir moral destegi saglamisti. Abdullah Ibn Mes'ud'un; .Ömer'in müslüman olusu bir fetihti. (Üsdül-gabe, IV,151; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 270) sözü bunu acikca ortaya koymaktadir. Taberî'nin Ibn Abbas'tan tahric ettigi bir hadise göre, müslümanligini ilk ilan eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmustur (Suyutî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benligini kusatan imanin verdigi heyecanla, küfre karsi acik ve net bir sekilde, hic bir tehdide aldiris etmeden mücadele ediyordu. Müsrikler, secaat ve kararliligini eskiden beri bildikleri icin ona satasmaya cesaret edemiyorlardi.

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)'in yaninda bulunmus, onu korumak icin elinden gelen gayreti göstermistir. O, iman ettikten sonra müsriklere karsi cok sert davranmis ve dinini her ortamda, kimseden cekinmeden herkese meydan okuyarak savunmustur. Islam tebliginin yeni bir veche kazanmasi icin Medine'ye hicret emrolundugu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göc etmeye basladiklarinda, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyaci duymamisti. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadasi oldugu halde Medine'ye dogru yola cikmisti. Hz. Ali (r.a) onun hicretini su sekilde anlatmaktadir: .Ömer'den baska gizlenmeden hicret eden hic bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazirlandiginda kilicini kusandi, yayini omuzuna takti, eline oklarini aldi ve Ka'be'ye gitti. Kureys'in ileri gelenleri Ka'be'nin avlusunda oturmakta idiler. O, Ka'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makam-i Ibrahim'de iki rek'at namaz kildi. Halka halka oturan müsrikleri tek tek dolasti ve onlara; .Yüzler pislesti. Kim anasini evladsiz, cocuklarini yetim, karisini dul birakmak istiyorsa su vadide beni takip etsin. dedi. Onlardan hic biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyutî, a.g.e., 130). Bunun icindir ki Ibn Mes'ud; .Onun hicreti bir zaferdi. (Ibn Sa'd, ayni yer; Üsdül-gabe, IV, 153) demektedir.

Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca islamin yücelisini etkileyen bütün olaylara aktif olarak istirak etmistir. Resulullah (s.a.s)'in önemli kararlar alacagi zaman görüslerine basvurdugu kimselerin basinda Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdügü görüsler o kadar isabetliydi ki; bazi ayetler onun daha önce isaret ettigine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu su sözüyle ifade etmekteydi: .Allah, hakki Ömer'in dili ve kalbi üzere kildi. (Üsdül-gabe, IV, 151).

Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve cok sayida seriyyeye katilmis, bunlarin basinda komutan olarak görev yapmistir. Bunlardan biri Hicretin yedinci yilinda Havazinliler'e karsi gönderilen seriyyedir.

Ömer (r.a), bütün meselelere karsi net ve tavizsiz tavir koymakla taninir. Onun küfre karsi düsmanligi; müsriklerin, islama karsi olan saldirilarini hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazi kararlara siddetle karsi cikmasina sebep olmustur. Hudeybiye'de yapilan anlasmanin müsrikler lehine görünen maddelerine karsi cikisi bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teala'nin gösterdigi dogrultuda hareket etmekten baska bir sey yapmadigi uyarisi karsisinda, hemen kendini toparlamis ve olayin ic gercegini kavramisti.

Resulullah (s.a.s)'in vefatinin hemen pesinden ortaya cikan karisikligin Hz. Ebu Bekir'in halife secilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamistir. Hz. Ebu Bekir'in kisa halifelik döneminde en büyük yardimcisi Ömer (r.a) olmustur.

Hz. Ebu Bekir (r.a) vefat edecegini anladiginda, Hz. Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düsünmüs ve bu düsüncesini aciklayarak bazi sahabilerle istisarelerde bulunmustu. Herkes Ömer (r.a)'in fazilet ve üstünlügünü kabul etmekle beraber, onu bu is icin biraz sert mizacli buluyorlardi. Hatta Talha (r.a) ve diger bazi sahabiler ona; .Rabbin seni Ömer'i halife tayin ettiginden dolayi sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukca sert bir kimsedir. demislerdi. Hz. Ebu Bekir onlara; .Derim ki: Allahim! Kullarinin en iyisini onlara halife yaptim. karsiligini vermisti. Sonra da Hz. Osman'i cagirarak bir kagida Hz. Ömer'i halife tayin ettigini yazdirdi. Kagit katlanip mühürlendikten sonra, Hz. Osman disari cikarak insanlardan kagitta yazili olan kimseye bey'at edilmesini istedi. Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz. Ömer'in II. Rasid halife olarak is basina gelisi gerceklesmis oldu (Üsdü'l-gabe, IV,168-199; Ibn Sad, a.g.e., III, 274 vd.; Suyutî a.g.e., 92-94).

Hz. Ömer Döneminde Islam Devleti ve Fetihler : Resulullah (s.a.s)'in sagliginda Arap yarimadasi islamin hakimiyetine boyun egdirilmis ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünlesmislerdi.Bunun pesinden Resulullah (s.a.s), islam tebliginin insanlara ulastirilmasinin önünde bir set teskil eden, müsrik zalim güclerden biri olan Bizans imparatorluguna karsi askerî seferleri baslatmisti. Ebu Bekir (r.a), Resulullah (s.a.s)'in vefatindan hemen sonra ortaya cikan Ridde hareketlerini bastirdiktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akinlar baslatmis, öte taraftan cagin despot devletlerinden ikincisi olan Iran imparatorluguna karsi da askerî faaliyetlere girismisti. Hz. Ömer (r.a)'in üzerine düsen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti. Hz. Ömer bir taraftan Suriye'nin fethinin tamamlanmasi icin gayret gösterirken, öte taraftan Iran cephesinde netice almak icin ordular sevkediyordu. Kadisiye savasiyla Iran ordusu hezimete ugratilmis ve Kisra, saraylarini islam ordusuna terk ederek doguya kacmak zorunda kalmisti. Pespese gönderilen ordularla Iranin bazi bölgeleri savas ile, bazi bölgeleri de sulh yoluyla islam'in hakimiyetine boyun egdirilmisti. Kuzeye yönelen Mugîre b. su'be, Azerbaycani sulh yoluyla ele gecirmisti. Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasindaydi.

Suriye'nin fethi tamamlandiktan sonra bu bölgedeki askerî harekat batiya dogru kaydirildi. Etraftaki sehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kusatma altina alindi. Sehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda baris istemek zorunda kaldilar. Ancak, komutanlardan cekindikleri icin sart olarak sehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmislerdi. Durum Ebu Ubeyde tarafindan bir mektupla Hz. Ömer (r.a)'a bildirildi. Hz. Ömer (r.a) Ashabin ileri gelenleriyle istisare ettikten sonra, Medine'den komutanlariyla bulusmayi kararlastirdigi Cabiye'ye dogru yola cikti. Cabiye'de yapilan bir anlasmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs'e kadar giderek sehri teslim aldi (H.16-M. 637). Hz. Ömer (r.a) kisa bir müddet Kudüs'te kaldiktan sonra Medine'ye geri döndü.

Bu arada Iran cephesinde durumlar karismaya baslamisti. Hz. Ömer, bölgede bulunan ordulari takviye ederek Iran meselesini kesin bir sonuca baglamaya karar verdi. Hicri 21 yilinda baslayan ve sürekli takviye edilen akinlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan'a kadar bütün Iran topraklari islam devletinin sinirlari icine alinmis ve Fars cephesinde askerî harekatlar tamamlanmisti.

Öte taraftan Amr b. el-As, hazirlayip uygulamaya koydugu harekat planiyla Misir'i fethetmeyi basarmis, müslümanlari Misir'dan geri püskürtmek icin Iskenderiye'de hazirliklara girisen Bizanslilarin üzerine yürüyerek burayi ele gecirmisti (H. 21). Böylece Suriye'den sonra, Misir'da da Bizans'in hakimiyetine son verilmis oluyordu (Sibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet idaresi, Terc. Talip Yasar Alp, Istanbul t.y., I, 285-286).

Islam ordularinin fethettigi bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve adil davranislardan etkilenerek kitleler halinde islama giriyorlardi. Asirlarca Bizans ve Iran devletlerinin zulmü altinda ezilen, horlanan topluluklar islamin kusatici merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardi. Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hic bir baskiya maruz kalmadiklari gibi, genis bir inanc hürriyetine kavusuyorlardi.

Hz. Ömer, bir taraftan islamin insanliga tebliginin önündeki engelleri kaldirmak icin ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavusmamis bulunan devleti teskilatlandirmaya calisiyordu.

Hz. Ömer'den önce, orduya katilan askerler ve bunlara dagitilan paralar belirli defterlere yazilip kayit altina alinmazdi. Bu durum normal olarak bazi karisikliklarin cikmasina sebep olur, gelir ve giderlerin hesabi yapilamazdi. Ilk zamanlar buna pek ihtiyac da yoktu. Ancak devletin sinirlari genislemis ve bu genis cografya icerisinde devletin etkinligini saglayabilmek icin idarî düzenlemeler yapilmasi zarureti dogmustu. O, ilk olarak askerlerin kayitlarinin tutuldugu ve fey ve ganimet gelirlerinin dagitiminin kaydedildigi .divan. teskilatini kurdu.

Ayrica, Suriye ve Irak'ta bulunan divanlar varliklarini korumuslardir. Bunlar vergilerin toplanmasi ile alakali calismalari yürütmekteydiler. Suriye ve Irak'taki divanlar her ne kadar Iran ve Bizans malî teskilatindan kalma idiyse de, onun Medine'de tesis ettigi divan hicbir yabanci tesir söz konusu olmaksizin, ortaya cikan ihtiyaclari karsilamak icin kurulmustur. Hz. Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdigi atiyyeleri bir gruplandirmaya tabi tutmustur.

Hz. Ömer, yargi (kaza) islerini bir düzene koymak icin valilerden ayri ve bagimsiz calisan kadilar tayin eden ilk kimsedir. O, Kufe'ye, Sureyh b. el-Haris'i, Misir'a da Kays b. Ebil-As es-Sehmî'yi kadi tayin etmistir. Onun Medine'deki kadisi Ebu Derda (r.a)'dir. Bu dönemin taninmis kadilarindan birisi de Ebu Musa el-Esari'dir. Hz. Ömer, tayin ettigi kadilara, görevlerini ne sekilde ifa etmeleri gerektigine dair talimatlar verir ve onlarin bu cerceve disina cikmamalarini tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Dogustan Günümüze Büyük Islam Tarihi, Istanbul 1986, II, 176-177).

Hz. Ömer (r.a)'in, üzerinde titizlikle durdugu ve asla müsamaha göstermedigi en önemli konu adalet meselesiydi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb. hicbir ayirim gözetmeden haklarin sahiplerine verilmesi icin cok siddetli davranmistir. Bu konuda onun yaninda bir köle ile efendisi arasinda bir fark yoktur.

O, her tarafta adaletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtac ve yoksul kimselerin gözetilmesi icin ülkenin en ücra köselerindeki durumlardan zamaninda haberdar olmak icin imkan olusturmaya calisti. O, muhtac kimseler konusunda din ayirimi gözetmemis, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardimlarda bulunmustur.

Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulastirilmasidir. Hz. Ömer, fethedilen bölgelerde okullar acmis, buralara müderrisler tayin etmis ve Kur'an-i Kerim'i okumak ve onunla amel edebilmek icin gerekli olan egitimin verilmesini saglama yolunda gayret sarfetmistir. Islam'in, müslüman olan insanlara ögretilmesi ve teblig calismalarinin yürütülmesi icin sahabîlerden ve diger alimlerden istifade etmis ve onlari degisik bölgelerde görevlendirmistir. Kur'an, Hadis ve Fikih ögretimi ile ugrasan bu alimlere büyük meblaglar tutan maaslar baglamistir. Hz. Ömer, devletin her tarafinda camiler insa ettirmisti. Onun zamaninda dört bin tane cami yapilmis oldugu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asr-i Saadet, Terc. Ali Genceli, Istanbul 1985, I, 317). Ilk defa bir takvimin kullanilmasina Hz. Ömer zamaninda ihtiyac duyulmus ve böylece Hicret esas alinarak olusturulan takvimle devlet islerinde tarihleme acisindan ortaya cikan problemler ortadan kaldirilmistir (H. 16).

Islam devleti, bagimsiz bir devlet olmasina ve cok genis bir cografî sahayi kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine ragmen, kullanilan paralar yabanci kaynakliydi. Irak ve Iran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Misir taraflarinda da Bizans dinarlari tedavülde bulunmaktaydi. Bu durum o devirde henüz hissedilmeye baslanmamis olsa bile, bir ekonomik baski tehlikesini beraberinde getirmekteydi. Hz. Ömer'in, devleti müesseselere kavusturup yapisini saglamlastirmaya calisirken, bu duruma da müdahale etmemesi düsünülmezdi. O, Hicri 17 de para bastirarak piyasaya sürdü. Ayrica Halid b. Velid'in Taberiye'de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdigi de bilinmektedir (Hassan Hallak, Dirasat fî Tarihil-Hadaretil-Islamiye, Beyrut 1979, 13-15). Hz. Ömer (r.a), Islam devletinin disaridan gelebilecek saldirilara karsi güvenligini saglamak ve ordulari düsman bölgelerine yakin yerlerde bulundurabilmek icin ordugah sehirler tesis etmistir. Iran ve Hindistan taraflarindan gelebilecek deniz akinlarina karsi Basra ordugah sehri kuruldu. Bu sehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafindan tesbit edilmistir. O, bu is icin Utbe b. Gazvan'i görevlendirmisti. Utbe, sekizyüz adamiyla o zaman bos ve issiz olan Haribe bölgesine gelip H. 14 yilinda Basra sehrinin insasina basladi.

Sa'd b. Ebi Vakkas, Kadisiye'de kazandigi büyük zaferden sonra Iran iclerine akinlara baslamisti. Onun ordusu Medain'de bulunmaktaydi. Ancak buranin ikliminin Arap askerlerin sagligini olumsuz yönde etkiledigi anlasilinca, Hz. Ömer, Sa'd'a iklim bakimindan uygun ve merkez ile arasinda deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir sehir kurmasi talimatini verdi. Bu is icin görevlendirilen Selman ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular. H. 17 de kurulan bu ordugah sehir kirk bin kisiyi iskan edebilecek büyüklükte insa edildi.

Amr b. el-As, Misir'i fethettikten sonra Iskenderiye'yi karargah edinmek icin Hz. Ömer (r.a)'dan izin istedi. Hz. Ömer (r.a), haberlesme acisindan endise duydugu icin kendisiyle Misir'daki kuvvetler arasinda bir nehrin bulunmasini kabul etmedi. Amr, Nil'in dogu yakasina gecerek burada Fustat adli sehri kurdu (H. 21). Bu ordugah sehirlerinden baska yine askerî amacli merkezler de olusturulmustur.

Hz. Ömer'in idare anlayisi : Hz. Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar verecegi zaman müslümanlarin görüsüne basvurur, onlarla istisare ederdi. O .istisare etmeden uygulamaya konulan isler basarisizliga mahkumdur. demekteydi. Istisarede takip ettigi yöntem suydu: Önce meseleyi müslümanlarin ulasabildigi cogunlugu ile görüsür, pesinden Kureysliler'in düsüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüslerini alirdi. Böylece en isabetli fikir ortaya cikar ve uygulamaya konulurdu. Hz. Ömer, müslümanlarin yaptigi islerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarini isterdi. Baska dinlere mensup olup, zimmî statüsünde bulunan kimselerle alakali islerde de onlarin görüslerine basvurur ve meseleyi onlarla istisare ederdi. Bu durum Hz. Ömer'in adalet anlayisinin ne kadar kapsamli oldugunu ortaya koymaktadir.

Hz. Ömer idarede görevlendirdigi memurlarina karsi oldukca sert davranir, onlarin bir haksizlikta bulunmalarina asla göz yummazdi. Halka karsi ise son derece sefkatle yaklasir, onlarin varsa gizledikleri problemlerini ögrenip cözümlemek icin gece-gündüz ugrasip dururdu. O bu hassasiyetini: .Firat kiyisinda bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer'den sorar diye korkarim. sözü ile ortaya koymaktadir. Hz. Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkin durumunu yakindan görmek icin seyahatler yapma yoluna gitmisti. O, insanlarin cesitli dertlerini uzak diyarlarda olmalari sebebiyle kendisine ulastiramadiklarindan endise ediyordu. Bazi bölgeleri dolasmasina ragmen baska yerlere gitmeyi tasarladigi halde ömrü o sehirlere ulasmasina yetmemisti. Islam tarihinde adaletin timsali olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkinda rivayet edilen su olay onun bu sifatla bütünlesmis oldugunun en acik delilidir.

Bir defasinda Eslem'le birlikte Harra taraflarinda (Medine'nin dis bölgesi) dolasirlarken isik yanan bir yer gördü ve Eslem'e; .surada, gecenin ve sogugun caresizligine ugramis biri var. Haydi onlarin yanina gidelim. dedi. Oraya gittiklerinde bir kadini iki cocuguyla üzerinde tencere bulunan bir atesin etrafinda otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; .Isikli aileye selam olsun. dedi. Kadin selami aldiktan sonra yanlarina yaklasmak icin izin alan Hz. Ömer ona yanindaki cocuklarin neden agladiklarini sordu. Kadin, karinlarinin ac oldugunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pisirdigini sordu. Kadin, tencerede su bulundugunu, cocuklari yemek pisiyor diye avuttugunu söyledi ve; .Allah bunu Ömer'den elbette soracaktir. diye ekledi. Hz. Ömer, ona; .Ömer bu durumu nereden bilsin ki?. diye sordugunda kadin; .Madem bilemeyecekti ve unutacakti neden halife oldu. karsiligini verdi. Hz. Ömer bu cevap karsisinda irkilerek Eslem'le birlikte dogruca erzak deposuna gitti. Doldurduklari yiyecek cuvalini Eslem tasimak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); .Kiyamet gününde benim yüküme ortak olacak degilsin. Onun icin birak da yükümü kendim tasiyayim. diyerek buna izin vermedi; cuvali omuzuna aldi ve kadinin bulundugu yere götürdü. Orada bizzat yemegi Hz. Ömer (r.a) hazirlayip pisirdi ve onlari doyurdu. Eslem; .O, atese üflerken sakaklari arasindan cikan dumanlari seyrediyordum. demektedir. Hz. Ömer oradan ayrilirken kadin; .Siz bu ise Ömer'den daha layiksiniz. dedi. Hz. Ömer; .Ömer'e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun. dedi.

Bu onun insanlara yardim etmede ve magduriyetlerini gidermede gösterdigi hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.

Ilmi : Hz. Ömer'in fikih ilminde ayri bir yeri vardir. O, her yönüyle devleti teskilatlandirmaya calisirken diger taraftan da bu teskilatlanmanin alt yapisi olan ilmî gelismeyi saglayabilmek icin gayret sarfediyordu. Fikih usulünün olusumu Hz. Ömer (r.a) ile baslar. Fikih ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karsilastigi kazaî ve idarî meseleleri cözüme kavustururken takip ettigi yöntemlerle belirlemeye baslamistir. Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fikhî hükümlerin sayisi birkac bini bulmaktadir. Hz. Ömer'in ictihadlarinin Islam hukuku acisindan cok büyük bir önemi vardir ve Resulullah (s.a.s)'in hadislerinden baska hic bir sey onun bu ictihadlarinin üzerinde degildir (Muhammed Revvas Kal'aci, Mevsuatu Fikhî Ömer b. el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz. Ömer'in Fikhî ictihadlari bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmistir).

Hz. Ömer (r.a), Hadis rivayeti konusunda cok titiz davranmistir. O, Peygamber (s.a.s)'den hadis rivayet eden bazi kimseleri sorguya cekmis, onlardan rivayet ettikleri hadisler icin sahid istemisti. Hz. Ömer'in kendisinden bes yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmistir (Suyutî, a.g.e., 123).

Ayrica o, Kur'an-i Kerim'in te'vil ve tefsirinde ilim sahibiydi. Ibn Ömer'den rivayet edildigine göre, kendisine Resulullah (s.a.s) hayattayken kimlerin fetva verdigi soruldugunda: .Ebu Bekir ve Ömer'den baskasinin fetva verdigini bilmiyorum. karsiligini vermisti (H.i.Hasan, Islam Tarihi, Istanbul 1985, I, 319).

Sahsiyeti : Hz. Ömer, inandigi seyi yerine getirme hususunda siddetli davranmakla taninir. O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karsi sert muamele etmisti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertligi islam'in lehine müsriklere karsi yönelmistir. Hz. Ömer Halife olduktan sonra da dogrularin uygulanmasi ve hakkin elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrintilari bile bizzat takip etmeye asiri dikkat göstermistir. O, bir seyi emrettigi veya yasakladigi zaman ilk önce kendi ailesinden baslardi. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara söyle derdi; .sunu ve sunu yasakladim. Insanlar sizi yirtici kusun eti gözetledigi gibi gözetlerler. Allah'a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasiyla cezalandiririm.. Sert bir mizaca sahip olmasina ragmen insanlara karsi oldukca mütevazî davranirdi. Genis topraklari, güclü ordulari olan bir devletin baskani olmasi onu diger insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yasamaktan alikoyamamistir. Pahali, lüks elbiseler giymekten kacinir, diger insanlar gibi gerektiginde alelade islerle ugrasmaktan cekinmezdi. Tanimayan kimse onun müslümanlarin halifesi oldugunu asla anlayamazdi. Cünkü cogu zaman giydigi elbise yamalarla doluydu.

Hz. Ömer güclü bir hitabet kudretine sahipti ve konusurken belig bir uslubla konusurdu. Onun üstün kabiliyeti yazi icin de gecerliydi. Valilerine yazmis oldugu talimatlari ve mektuplari Arap dili icin bir numune addedilmekteydi. Hz. Ömer siire de ilgi duyan ve siir zevki olan sahabilerden birisidir. Cok sayida Arap sairlerinin siirlerini ezberlemis, az da olsa siir yazmistir. Hz. Ömer ibadet ederken bütün benligiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz islerinin yogun olmasindan dolayi nafile namazlarini gece kilar, ev halkini sabah namazina; .ve namazi ailene emret. (Taha, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandirirdi. O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasini yerine getirmek icin Mekke'ye gelen hacilara bizzat riyaset ederdi. Rabbine karsi duydugu sorumlulugun altinda öylesine ezilirdi ki, kiyamet günü hesaptan, cezasiz kurtulmayi basarabilirse sevinecegini söylerdi. O, ölüm döseginde bu endisesini su anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:

.Müslüman olusum, namazlari kilip, orucu tuttugum müstesna, nefsime zulmetmis bulunuyorum. (Siblî, a.g.e., II, 373). Hz. Ömer (r.a)'in, sahsi hayati oldukca sadeydi. Hz. Ömer (r.a), Bizans ve Iran'a karsi büyük ordular sevkeden ve onlari tarihlerinde pek nadir tattiklari sürekli yenilgilerle perisan eden güclü ve muktedir bir devletin baskanidir. Ama o buna ragmen yamali elbiseler, eskimis sarik ve yirtik ayakkabilarla hayatini sürdüren bir kisidir. O, bazen dul bir kadina su tasirken görülür, bazan da günün yorgunlugunu hafifletmek icin mescid'in ciplak zemini üzerinde uyuduguna sahit olunurdu. Medine'den Mekke'ye cok sayida yolculuk yapmis oldugu halde hic bir zaman yanina cadir almamis ve yolda, bir carsafi dallarin üzerine gererek basit bir sekilde dinlenmeyi tercih etmistir. Yine bir gün, Ahnef b. Kays yaninda Araplarin ileri gelenlerinden bazi kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)'i ziyarete gitmis; onu, elbisesinin eteklerini beline sikistirmis oldugu halde kosar bir vaziyette bulmustu. Ömer (r.a), Ahnef'i gördügünde ona; .Gel de kovalamaya katil. Devlete ait bir deve kacti. Bu malda kac kisinin hakki oldugunu biliyorsun. dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdügünü ve deveyi yakalamak icin bir köleyi görevlendirmedigini söyleyince O; .Benden daha iyi köle kimmis?. diyerek karsilik vermistir (Siblî, a.g.e., I, 384-385). Günlük yasayisini gösteren bu örnekler, Hz. Ömer (r.a)'in ümmetin sorumlulugunu üstlenen kimselerin yüklenmis olduklari görevleri ne sekilde yerine getirmeleri ve makamlarinin cazibesine kapilip siradan insanlarin yasayis tarzindan kopmadan hükmetmeleri gerektigini, caglari asan bir örnek sergileyerek ortaya koymustur. Bir devlet baskani ancak bu sekilde, insanlardan ve onlarin günlük yasamlarindan kopmadan adil bir yönetim kurabilir. Hz. Ömer (r.a)'a adil sifatini kazandiran, onun bu sekilde islam'i yeryüzüne hakim kilma yolunda varligini ortaya koymus olmasidir. Hz. Ömer (r.a) gecimini ticaretle temin ederdi. Bunun yaninda Peygamber (s.a.s)'in Medine'de ona bazi tarlalar verdigi de bilinmektedir. Hayber'in fethini müteakip burada ele gecirilen araziler, savasa katilanlar arasinda taksim edilmisti. Ancak, Hz. Ömer (r.a) kendi payina düsen araziyi vakfetmis ve bir vakif sartnamesi de düzenlemisti: .Bu arazi satilamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktir. Vakfi yöneten kisinin ölcülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakinca yoktur. (Buharî, surut, 19). Islamda ilk vakif olayi budur.

Halife olduktan sonra, devlet isleriyle ugrasmasindan dolayi kendi iasesinin temini icin Ashab'a müracaat etmis, Hz. Ali (r.a)'in teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölcülerde devlet malindan gecim imkani saglanmisti. H. 15 yilinda müslümanlara maas baglandigi zaman, ona da ileri gelen Ashab'a verilen miktarda, bes bin dirhem maas tayin edilmisti. Ancak onun günlük gideri cok mütevazi meblagdi. Ömer (r.a), yemek olarak genellikle sunlari yerdi: Ekmek (bugdaydan oldugu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.

Hz. Ömer (r.a)'in fazileti ve üstünlügü hakkinda cok sayida sahih hadis bulunmaktadir. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, seytanlar bile onunla karsilasmaktan cekinirlerdi. Bir defasinda Resulullah (s.a.s)'in yanina gitti. Resulullah (s.a.s)'dan bir sey istemek icin orada bulunan kadinlar, Hz. Ömer'in sesini duyduklarinda hemen kalkip perdenin arkasina gectiler. Hz. Ömer iceri girdiginde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz. Ömer ona; .Allah yasini güldürsün ya Resulullah. dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s); .su benim yanimda olanlara sasarim. Senin sesini isitince perdeye kostular. dediginde Hz. Ömer; .Ya Resulullah, onlarin cekinmesine sen daha layiksin. dedi. Sonra da kadinlara dönerek; .Ey nefislerinin düsmanlari! Resulullah (s.a.s)'den cekinmiyorsunuz da benden mi cekiniyorsunuz?. diyerek onlara cikisti. Kadinlar; .Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)'den sert ve hasinsin. dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, seytan sana bir yolda rastlamis olsa, mutlaka yolunu degistirirdi. (Müslim, Fedailü's-Sahabe, 22).

Baska bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun icin söyle buyurmustu:

.Gökte bir melek bulunmasin ki Ömer'e saygi duymasin. Yeryüzünde ise bir seytan bulunmasin ki Ömer'den kacmasin. (Suyutî, a.g.e., 133).

Resulullah (s.a.s), hakki görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r.a)'in üstünlügünü söyle ifade etmekteydi: .Sizden önce gecen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eger benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandir. (Müslim, Fedailü's-Sahabe, II). Bu, Hz. Ömer (r.a)'in islerinde ve verdigi kararlarda isabetli davranmasini bir anlamda aciklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s); Allah dogruyu Ömer'in lisani ve kalbi üzere kilmistir. (Üsdül-gabe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasinda da Hz. Ömer'i göstererek söyle demisti: Bu aranizda yasadigi sürece, sizinle fitne arasinda kuvvetlice kapanmis bir kapi bulunacaktir. (Suyutî, ayni yer).

Ömer (r.a)'in bu durumunu bazi konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdigi dogrultuda olmasi da te'yid etmektedir. Hz. Ömer söyle demistir: .Rabbime üc seyde muvafik düstüm: Makam-i Ibrahim'de, hicab'da ve Bedir esirlerinde. (Müslim, Fedailüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri zikretmemistir. Örnegin münafiklarin cenaze namazini kilmamasi icin Resulullah (s.a.s)'e inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, ayni bab; Hz. Ömer (r.a)'in görüsleri dogrultusunda nazil olan ayetler icin bk. Suyutî, a.g.e., 137-140).

 



Valid XHTML 1.0 Transitional